Tüp bebek tedavisi öncesi vücudu nasıl hazırlamalıyız?

Tüp bebek tedavisine karar verilen çiftlerde genel olarak izlenecek tedavi basamakları belli başlı protokollere göre belirlenir. Hastaya göre gerekli modifikasyonlar yapılabilse de tüm tedavilerde amaç kadından yeterli sayıda olgun yumurta elde edip bunların laboratuvar ortamında döllenmesini sağlamak ve oluşan embriyonun anne rahmine transferiyle gebelik elde edilmesidir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Zehra Onar Şekerci, tüp bebek tedavisine hazırlık aşamasında dikkat edilmesi gereken noktaları sizler için anlattı.

Tüp bebekte her basamak gebelik başarısını etkilemektedir. Embriyoloji laboratuvarında işlem gören yumurta ve spermin kalitesinin embriyoloji laboratuvarının donanım ve deneyimi kadar önemli olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir noktadır. Kullanılan ilaç protokolleri kalite üzerine etkili olsa bile biliyoruz ki en nihayetinde vücudun kaliteli sperm ya da yumurta üretebilme yeteneği asıl belirleyici etmendir. O halde henüz Tüp Bebek tedavisine başlamadan önce yumurtalık ve testislere dışardan uygulanacak destek tedavileri ile yardımcı olunabilir mi sorusu akıllara gelmektedir. Vücutta yumurta veya sperm üretimini belli aşamalarda bloke eden; örneğin genetik problemler benzeri nedenleri bir kenara koyacak olursak diyetle alınan gıdaların ya da yaşanılan ortam özellikleri ile vücudun maruz kaldığı kimyasal/fiziksel etkenlerin düzenlenmesi, üreme hücrelerinin kalitesinde ve dolayısıyla gebelik başarısının artışında oldukça önemli yere sahiptir

Çiftlerin her ikisi için de geçerli olmakla beraber özellikle tüp bebek tedavisine hazırlık yapan kadın hastalar için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi oldukça önemlidir.

— Yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri için önerilen ideal olarak hastaların kendisine üç aylık süre ayırmasıdır (acilen zaman kaybetmeden tedaviye başlaması gereken kanser hastalarında bu süre beklenemeyebilir). Bu süre bir nevi vücut ve bunun akabinde beyindeki negatif kodlamalar için detoks amacı taşımaktadır.

— Kilo kontrolü: Özellikle vücut kitle indeksi (VKİ) yüksek olan hastalarda kilo verilmesi teşvik edilmeli ve VKİ’nin 30 ve altında olması hedeflenmelidir (tam tersine aşırı zayıf hastaların da gerekli tetkikler sonrası uzman kontrolünde sağlıklı kilo alması sağlanmalıdır).

Tüp bebek tedavisi öncesi vücudu nasıl hazırlamalıyız
— Yürüyüş, yoga ya da yüzme tarzında egzersizler yapılmalıdır. Burada kastedilen kesinlikle ağır egzersiz değildir, amaç bir taraftan vücudun egzersiz kapasitesini arttırıp kan dolaşımını düzenlerken aynı zamanda kilo kontrolüne destek olmaktır.

— Gerekli beslenme değişiklikleri yapılmalıdır. Akdeniz tarzı beslenmenin yumurtalıklar üzerinde olumlu etkisi bilinmektedir. Her türlü katkı maddesi içeren hazır paketli ürünlerden uzak durulmalıdır. Ayrıca aşırı kafein alımının doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri olduğundan kahve vb. tüketimi sınırlandırılmalıdır. Mutlaka günlük yeterli su alımına özen gösterilmelidir.

— D vitamininin üreme sağlığı üzerindeki önemi son yıllarda daha çok anlaşılmış olup D vitamini eksikliğinin takviye ile giderilmelidir.

— Vücuda antioksidan desteği sağlanmalıdır. Tüketilecek olan besinlerden sağlanacak antioksidanların yanı sıra doktorunuzun önereceği ve hücre yenilenmesine katkıda bulunacak besin desteklerinden faydalanılabilir (koenzim Q10, C vitamini, çinko, selenyum, Omega 3, çeşitli B vitaminleri, folik asit gibi)

— Maruz kalınan kimyasal düzeyini mümkün olan en az düzeye indirmek gereklidir. Bu konu aslında en çok gözden kaçırılan durumlardandır. Çünkü kimyasal deyince pek çok kişinin aklına sanayide kullanılan ya da zaten insan sağlığına kesin olarak zararlı olduğu bilinen kimyasallar gelmektedir. Oysa asıl ve belki de daha önemli olan kimyasal maruziyeti günlük hayatın akışı içinde olmaktadır. Özellikle her gün kullanılan temizlik maddeleri, şampuan/vücut jelleri, deodorantlar ve kozmetik ürünler en çok maruz kalınan kimyasallardır. Çoğu kez göz ardı edilen bu ürünlerdeki kimi bileşenler vücutta ciddi hormonal dengesizliklere yol açmaktadır. Bu ürünlerin kullanılmaması ya da kullanılacak olsa bile mümkün olan en az katkı maddesi içerenlerin tercih edilmesi ve ürüne maruziyet süresinin sınırlandırılması önemlidir.

Bütün yaşam tarzı değişikliklerinin vücut ve üreme hücreleri üzerine olumlu etkilerini görebilmek ve bunları pekiştirebilmek için kişinin beynindeki olumsuz kodlamaları azaltması/ortadan kaldırması oldukça önemlidir. Bu hususta hastanın ailesi ve yakın çevresi büyük rol oynamakla beraber gerekli durumlarda profesyonel yardım almaktan kaçınılmamalıdır

Önemli bir sağlık sorunu: İdrar kaçırma

İdrar kaçırmanın hayat kalitesini etkileyen bir problem olduğunu ve farklı şekillerde görülebildiğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Önay Yalçın, bu problem hakkında merak edilenleri sizler için anlattı.

İdrar Kaçırma, ne yazık ki özellikle kadınlarda sık görülen çok önemli bir yaşam kalite sorunudur. Kabaca her üç kadından biri idrar kaçırma sıkıntısını yaşar. Ancak bu sorunun boyutu çok farklı olabilmektedir. Ağır vakalarda, devamlı ped taşımak zorunda kalan kadınlarda, idrarla ıslanmış pedlerle ciltte de tahriş görebilmekteyiz. Mantar ve bakteri enfeksiyonları da gelişebilmektedir.

İdrar kaçırma başka yakınmalarla birlikte olabilir. Sık sık idrara gitme, sıkışma, gece idrara sık kalkma, idrar yaparken yanma veya kesik kesik idrar yapma, idrar yapamama, tam boşaltamama bu yakınmalar arasında sayılabilir.

FARKLI ŞEKİLLERDE GÖRÜLEBİLİYOR!

İdrar kaçırma çok farklı şekillerde olabilir; gülerken, öksürürken, ağır kaldırırken veya spor yaparken görülebilir. Diğer bir idrar kaçırma da tuvalete yetişememe şeklindedir ki genellikle yaşla birlikte daha sık görülür veya mevcut şikâyet ağırlaşır, neredeyse devamlı idrar akışından söz edilir. Bazı kadınlarda her iki tipte kaçırma birlikte bulunur. Uyku sırasında idrar kaçırma olabilir. Bu sorun sadece çocuklukta görülmez, erişkin kadınlarda da olabilir. Çok sıkıntılı bir durum ise beraberlik sırasında idrar kaçırmadır. Mesanenin doluluğunun fark edilmemesi halinde taşma ile idrar kaçırma meydana gelebilir. İdrar yolları ile üreme sistemi organları arasında, doğuştan veya sonradan operasyon komplikasyonu olarak meydana gelen anormal açıklıklar da devamlı idrar akışı şeklinde idrar kaçırmalara neden olur. Bu çok farklı şekilde görülebilen idrar kaçırmaların nedenlerinin de çok değişik olduğu açıktır. Dolayısıyla idrar kaçırma yakınmasının ve birlikte olduğu diğer şikayetlerin detaylı araştırılması, doğru bir tanıya ulaşmak için şarttır. Sıklıkla bu sadece öyküyü dinleme ve muayene bulguları ile birlikte yeterli olmayıp, laboratuvar tetkiklerine de gereksinim olmaktadır.

İdrar kaçırmanın sıklıkla birlikte olduğu üreme organları sarkmaları da bu aşamada değerlendirilmeli ve tedavi yönteminin seçiminde dikkate alınmalıdır.

TEDAVİDE HANGİ YÖNTEMLER KULLANILIYOR?

İdrar kaçırma yakınmasının farklı tedavi yöntemleri vardır. Uygun yöntemin seçiminde hastanın yakınmaları, muayene bulguları, laboratuvar sonuçları ve hekimin deneyimleri etkili olur. Tedavi seçenekleri basitten daha karmaşık olana doğru; davranış tedavileri, sağlıklı yaşam biçimleri, egzersizler ve diğer fizik tedavi yöntemleri, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavidir. Her zaman cerrahi tedavi son seçenektir.

NÖROLOJİK HASTALIKLARIN İLK BELİRTİSİ OLABİLİR!

İdrar kaçırma, idrar yapmada güçlükler gibi bazen çok önemli nörolojik hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Özellikle ani gelişen idrar kaçırma yakınmalarında bu yönden değerlendirme önemlidir. Multipl skleroz(MS), Parkinson, beyinde pıhtı veya kanamalarla seyreden ve ‘CVA’ olarak bilinen hastalıklar, omurilik hastalıkları gibi…

İDRAR KAÇIRMANIN GENETİK BİR YÖNÜ VAR MI?

Maalesef evet. Anne ve kız kardeşte idrar kaçırma varsa daha sık görülmektedir. Öyküde zor, travmatik vaginal doğumlar, iri bebeklerin doğumu, geçirilmiş üreme organlarına yönelik büyük operasyonlar, bu bölge radyoterapileri de etkenlerdendir.

Korunmaya yönelik tedbirler tabii ki vardır. Bu sağlıklı davranış modelleri; uygun miktarda ve şekildeki içeceklerle, obezitenin önlenmesinden başlayarak ilgili bölge kas egzersizlerini de kapsamaktadır.

Baş ağrısının nedeni çene eklemi rahatsızlığı olabilir

YÜZ ve ağız bölgesinde bulunan tüm oluşumların hayati önem taşıdığını belirten Çene Eklemi Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Tınastepe, çene bölgesinde konuşma, çiğneme, yutkunma ve solunum gibi çok önemli fonksiyonların yapıldığının altını çizerek bu sistemde çene eklemi kaslarının, çiğneme kaslarının, dişlerin, tükürük bezlerinin, yanakların ve dilin bulunduğunu ve bu sistemin en önemli parçasının da çene eklemi olduğunu söyledi.

“ÇENE EKLEMİ AĞRISININ BİRÇOK NEDENİ OLABİLİR”

Ağız ve çene bölgesinde oluşabilecek bir zararın diğer sistemin bütün parçalarını etkileyeceğini belirten Uzman Dr. Nesihan Tınastepe, “Her yaşta görülen ancak en çok 20 ile 45 yaşları arasında görülen Çene Eklemi rahatsızlıklarının ve çene eklemi ağrısının birçok nedeni olabilir. Üzerinde en çok durulan sebeplerden bir tanesi dişlerin birbiriyle kapanış ilişkisidir. Eskiden daha yaygın bir düşünce olan çene eklemi rahatsızlıklarına diş kapanışları neden olur düşüncesi ile çene eklemi rahatsızlıkları tedavisinde dişlerin kapanışını düzeltme yoluna gidiliyordu ancak yapılan araştırmalarla diş kapanışının çene eklemi rahatsızlıklarında sadece yüzde 10-15 etkili olduğu anlaşıldı. Günümüzde de yine aynı sebepten dolayı dişlere ortodontik tedaviler, restoratif tedaviler yapılabiliyor ancak bu tedavi şekillerinin doğru olmadığı düşünülmektedir” dedi.

“STRES ÇENE EKLEMİ RAHATSIZLIĞINA NEDEN OLUYOR”

Çene eklemi rahatsızlıklarının bir diğer nedeninin travmalar olduğunu belirten Dr. Tınastepe, “Doğrudan yüz, çene bölgesine gelen travmalar ve mikro travmalar olarak ikiye ayrılır. Yüz ve çene bölgesine gelen travmalar sert veya yumuşak dokuya zarar verebilir ya da çenede kırıkların oluşmasına neden olabilir. Mikro travmalar ise çene eklemi rahatsızlıklarına sebep olur. Mikro travmaların başında diş sıkma ve gıcırdatma gelmektedir. Bunlar haricinde streste çene eklemi rahatsızlıklarının nedenleri arasındadır. Stres kaslar üzerinde etkili olarak kas spazmlarına yol açar ve bruksizmi tetikler” dedi.

ÇENE KEMİĞİ AĞRISI İLE KULAK AĞRILARI SIK SIK KARIŞTIRILIYOR

Çene eklemi rahatsızlığının en önemli belirtilerinden birinin ağrı olduğunu söyleyen Dr. Tınastepe, “Bu ağrı çene eklemi bölgesinde, baş bölgesinde, kulakta ya da boğazda olabilir. Kişiler ağrı nedeniyle ağızlarını tam açamama şikayeti yaşayabilirler. Çene eklemi kulağın hemen önünde yer alan bir eklemdir bu nedenle çene kemiği ağrısı ile kulak ağrıları sık sık karıştırılmaktadır. Kişiler baş ağrısı ile çene eklemi rahatsızlığı arasında ilişki kuramasa da bu bölgede çevre kasların bulunması nedeniyle sık sık baş ağrısı şikayeti görülmektedir. Bir diğer belirtisi ise çene ekleminde gıcırdama ya da sürtünme şeklinde seslerin gelmesidir” dedi.

Çene eklemi rahatsızlığı bulunan kişilerin yarısının herhangi bir tedavi için doktora başvurmadığını söyleyen Dr. Tınastepe sözlerine şöyle devam etti: “Ancak rutin diş muayenesi sırasında çene eklemi sorunları tespit edilebilmektedir. Çene eklemi rahatsızlığı olan kişilere ilaç tedavisi, ağız içi aparey tedavileri uygulanmaktadır. Ağız içine yerleştirilen apareyler ile uykuda bruksizmin ortaya çıkarabilecek rahatsızlıkları engellemekte ya da disk kayması, diskin yerinden çıkması gibi durumlarda yine ağız içi apareylerden yararlanılmakta ve bu tedaviler yüzde 85 oranında başarılı olmaktadır. Hastada büyüme anomalisi varsa, tümörler bulunuyorsa ve ağrısı sosyal hayatını etkiliyorsa son çare olarak cerrahi tedaviler tercih edilmektedir.”

Glutatyon Tedavisi Nedir?

Glutatyon tedavisi, vücudu iyileştirmeye yönelik tercih edilen seçenekler arasında yer almaktadır. Glutatyon, antioksidan bakımından oldukça güçlü bir madde olarak nitelendirilmektedir. Bu noktada sigara ve alkol kullanımı gibi uzun vadede vücuda zarar veren etkenleri azaltmak amacıyla tercih edilmektedir. Aynı zamanda sadece sigara ve alkolün zararlarını azaltmada değil, toksik maddelerin etkisiz hale gelmesini de sağlamaktadır.

Serbest radikal adı verilen ve yaşlanma sürecinde ortaya çıkan kalp ve damar hastalıkları gibi ciddi problemlerde görülen bu olumsuz maddeler, glutatyon tedavisinden yararlanılarak azaltılabilmektedir. Vücut için adeta detoks etkisi sunan bu tedaviyi kliniğimizde yapılmaktadır.

Glutatyon Tedavisinin Faydaları
Sigara ve alkol kullanımı gibi zararlı alışkanlıklara sahip olan veya daha sağlıklı bir vücut yada yaşlanmanın etkisini en aza indirmek isteyen bireylerin zaman zaman bu tedaviyi tercih ettikleri görülmektedir. Tedavinin olunması sonucunda görülebilecek başlıca etkiler şu şekilde açıklanabilir:

  • Cildin iyileşmesi ve hatta yenilenmesi sağlanır.
  • Karaciğer yağlanması karşısında tedavi sürecinde etkili olur.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücudun hastalıklara karşı direnç kazanması sağlanır.
  • Kas kütlesinin artmasında ve kas performansının iyileşmesinde etkilidir.
  • Zihinsel odaklanmaya yardımcı olur.
  • Yaşlanma sürecine dolaylı yoldan etki ederek yaşlanmayı geciktirir.
  • Cildin parlamasını ve renk tonunun eşitlenmesini sağlar.

Glutatyon Tedavisi Kimlere Yapılmaz?
Glutatyon tedavisi, ciddi bir rahatsızlığı bulunmayan ve belli bir yaşın üzerinde olan kişilere rahatlıkla uygulanabilen işlemler arasında yer almaktadır. Bir nevi vücudun arındırılmasına yardımcı olan bu yöntem, uzun vadede vücudunda halsizlik hisseden sürekli hasta olan veya olumsuz alışkanlıkların etkisini en aza indiren bireyler tarafından tercih edilmektedir. Tabi bunların yanı sıra bu tedavinin uygulanamayacağı belli bir kesim de bulunmaktadır.

Glutatyon tedavisi kimlere yapılmaz sorusu ile bu kitleyi öğrenebilirsiniz.
Özellikle gebe ve emziren anneler, çocuklar ve bebekler üzerinde yeterli bir çalışma olmaması sebebiyle glutatyon tedavisi önerilmemektedir. Oluşabilecek herhangi bir yan etkiye karşı önlem alınmalıdır. Aynı zamanda kanser tedavisi gören ve özellikle kemoterapi sürecinde olan bireylerin de glutatyon tedavisinden uzak durması tavsiye edilmektedir.

Glutatyon Tedavisi Hangi Alanlarda Kullanılır?
Yukarıda yer alan başlıklarda pek çok yönünden bahsedilen glutatyon tedavisi, son dönemlerde en çok konuşulan sağlık işlemleri arasında yer almaktadır. Özellikle küresel salgın hastalıkların artması sonucunda kişilerin daha doğal ve etkili yöntemleri de kullanması sonucunda Glutatyon tedavisi de daha çok gereksinim haline gelmiştir. Vücutta biriken toksiklerin atılmasında ve vücuda detoks etkisinin sağlanmasında bu yöntem tercih edilmektedir. Söz konusu sağlık ve uygulanan işlemler olduğunda, bu alanda, glutatyon tedavisi hangi alanlarda kullanılır sorusu da dikkat çekmektedir.

  • Kronik yorgunluk sendromları
  • Ağır metal toksisitesi
  • Leke tedavileri
  • Kistik Fibrozis
  • Akne destek tedavileri
  • HIV ve diğer viral enfeksiyonlar
Mesaj Gönder
Yardıma mı ihtiyacınız var?
Merhaba!
Nasıl yardımcı olabilirim?